Kayıtlar

Kalbim Sofya'da Kaldı

Kalbim Sofya'da Kaldı. Şimdi Sirkeci'den trene binip yurduma gidiyorum. İki çift göz olan yurduma dağları ve tepeleri aşıp bakmak için, o gözlerde bulduğum yurduma sımsıkı sarılmaya.  Nasıl hasretim bilmiyor ona. Güneş sarısı saçları içime işleyen kokusu. Şimdi yollar aşıp Sofya'ya gidiyorum. Ellerini tutmak ve her zaman içimde yaşattığım onu yaşamak için. Trenin uğultusu içinde geçtiğim yolları düşünerek. Belkide çok yorgunum belkide bu yollar yordu beni. Belkide ona olan hasretim yordu beni. Oysa kavuşmamıza dört saat var. Sanki dört asır gibi. Çocuk olmama dört saat var. Koca adam olmayı bıraktım yanında büyümek istemiyorum. Saf temiz masum yalansız sevdiğim. Korkular büyüttüm içimde ya bu yolları bir daha gelemezsem. Ne engel olabilir ki bana sen mi ? Sensizlik mi ? Gurur mu ? Farketmedin ama hep kaçtım sensizlikten. Ümitsizlikten. Şimdi mücadele ettiğim toprakları nasıl bırakıp giderim. Mutlu baharlar ümit ettiğim ve bir gün birlikte yeşerticeğimiz  Papatyayı bırakıp n...

İhanet

Öyle bir vakit gelir ki bazen güvenmek inanmak zorunda kalırsın sevdiklerine seviceklerine... Çünkü yalnızlık kemirir vücudunu tutunmak istersin  ilk bulduğun insana.. Nakış gibi işler oda seversin alışırsın inanırsın kendinden çok güvenirsin. İhanet eder hemde delicesine ona tutuduğunda ihanet eder.. Ama asıl ihaneti sen kendine edersin birine inandığında güvendiğinde sevdiğinde.. Çünkü asıl sadık olmak kendine sadık olmakmış kendini sevmekmiş.. İhanet eden kendini gururlu akıllı sanar ama asıl akıllı olan kanandır.. Çünkü bilir sevginin akıldan bu dünyadaki herşeyden daha değerli olduğunu.. İhanet eden gözlerine baka baka ihanet eder.. İhanete uğrayan gözlerinin içine bakmaya kıyamazken... İhanet eden canını yaka yaka gider.. İhanete uğrayan her gün canını vere vere yaşar.. Bilirsin yapıcaklarını ama inanırsın işte bilirsin senden alıcaklarını seversin işte.. Çünkü sevmek insanın en büyük zaafıymış.. Adaleti yalnız Allaha bırakılmış bir yaraymış ihanet...

Bir Hastanın Mektubu

En çokta sonbaharın anlamsızca saç tellerini üşütmesine kızardım Yoksuldu sevgim elimi neye atsam erirdi.. Gözlerin derdimdi bense derman istemeyen bir meczup.. Şimdi ise sadece koridorlar ve beyaz önlük içinde kaybolmuş insanlar görüyor gözlerim.. Duvarların boyası değil bir bir dökülüyordu anılar düşler.. Tatsız bir çorba kuru ekmekle doymak değildi derdim bir gülseydin karnım doyardı.. Hastalık beni çok zayıflattı artık yazamıyorum eskisi gibi.. Ama güzel süliyetin hep gözümün önünde sen geçiyorsun duvarlardan.. Kalbimde tütüyorsun derin derin içli içli yanıyorum.. Eriyorum eriyorum eriyorum. Sonra gülümsemen geliyor aklımın ucuna diriliyor masadaki solmuş çicek.. Ah o kokun bazen pencereden baktığımda kokun geliyor buram buram Oysa kendimi kandırmamalıyım hastanenin arka bahçesi hep gül. Aynı saçlarını topladığında boynundan esen kokunmuş gibi bir bahçe; Ama bir bahçe bile sen etmiyor. Gelmeyeceksin bilsemde toparlanıyorum yada öyle sanıyorum beni hasta görme diye. ...

Beklemekten Hallice

Hep bir koşuşturma içinde hayat.. Geceleri bile sokaklar boş kalmıyor artık. Her zamanki gibi hayatla koşmak yerine bazen durmak gerek, durup beklemek.. İnsanlar ne kadar sadık, ne kadar dost ,ne kadar arkadaş, görmek için durup beklemek gerek.. Şimdi Bekleme Vakti.. Kimin ne olduğunu görmek için beklemek gerek, kimin ne olduğunu görmek için (!). Artık susmayıp bişeyleri kaybetmek korkusuyla kendimizi durdurduğumuz her vakte sövercesine haykırma vakti, kartları yüzlerine yüzlerine vurma vakti artık bizim üzülüp içten içe kırılmamıza gerek yok.  Çünkü Artık Kırma Vakti.. Kötü olamasak bile bu role mecbur bırakan insancıklara inat kötüymüş gibi davranmalıyız. Kalbiniz'dekini dostlarınız bilse yeter. İçindeki kadarsın zaten hayatta ne kadar zorlasan da içindeki kadarsın. Zaten onlar seni görmek istedikleri gibi görecekler ne kadar öyle değilim desende. Onlardaki kadarsın. Onlar seni görebildikleri kadar. Mesele tamda bu değil mi ? Güzel bakanı bulab...

Lisân-i Hâl

Artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını gösteriyor zaman. Kayıplardaki mânasızlık hat safhada beklemenin faydalı olucağı kesin.Yaşantımın en garip zaman dilimini yaşıyorum bir yıldır sanki arafta gibiyim sanki tam göremiyorum tam konuşamıyorum tam yaşamıyorum gibi. Bu vaziyetin bende kapanmayacak bir yara açmasından korkarken öyle olduğunu kabullendiğimi fark ettim. İyiliğin insan üstündeki etkisinin anlık olduğu zamanda vefanınsa neslinin tükendiği bir gezegende yaşıyoruz. Peki biz nasıl iyi biri olabiliriz ? Şimdi sırlardan konuşma vakti. İnsanı insan yapan iki ana unsur var ; birincisi ruh ikincisi ise beden. Biz hangisi için yaşıyoruz önce buna karar vermeliyiz. Bedenin ve aklın için yaşıyorsan sevgin , yaptığın iyilikler verdiğin değer karşılık bulmadığında bunun sende derin bir sızı ve zamanla öfkeye dönüştüğünü fark ediceksin ama ruhun ve gönlün için yaşıyorsan karşılık bulmasa bile yaptıkların sende bir huzur duygusu uyandırmalı.Ve her defasında ilk günkü gibi sevebiliceği...

Soğuk Kış Akşamı

Soğuk kış akşamıydı Yanımdaki gaz lambama daldım Olur mu bu devirde deme oluyor işte Titrek ürkek bir ışıktı dalgalanan Ha bitti ha biticek son ışığımda Geriye sadece ben kalıcam Ümitsiz , yitik Bir de gönlümdeki ışık sen Her zaman ki yerinde.                                         Muhammed Berk Turhan

Güneş’e

Dön yüzünü bana ! Ey Güneş! Nasiplensin şu yaşlı yüzüm, gözüm, Ya uzun kirli sakallarım onlarda, Aydınlansın tüm ufkum, Gece gelmesin gönlüme, Kış uğramasın tenime, Dön yüzünü bana ! Ey Güneş ! Sevgi getir bana ışığında, Sevilmeyi getir aşkı getir, İmkansızı getir saçlarında, Özlemekten yanan yüreğime rüzgar, Yok et buharlaştır beni sıcaklığında, Ve bana yağmuru getir bakışınla..                                                                               Muhammed Berk Turhan